Bilezik tarihi o kasar eskiye dayanıyor ki, kimin bulduğu ile ilgili bir yazılı kaynağa ulaşmak mümkün bile değil. Aksine bilezik yazının bile icadından eskiye dayandığını gösteren birçok kaynak mevcut.

Yazının icadı, eğer çivi yazısını dikkate alırsak Milattan Önce 3200 yıllarına denk gelir. Anadolu’da tarih kaynağı olan Çatalhöyük’te yapılan kazılarda elde edilen taş bilezikleri, müzelerde görmek mümkün. Alacahöyük’te kral mezarlarında bulunan altın bilezikler ise Milattan Önce 3000’li yıllara kadar dayanıyor.

Bu dönemlerde bileziklerin bugün kullanım amacı olan süs eşyası olmasından daha çok, dinsel törenlerde, ayinlerde kullanıldığı zannedilmektedir. Zira ilk bileziklerin tek parça olmasından ziyade deniz kabukları, kemikler, gösterişli küçük taşlardan yapılmış olduğu görülür. Bu parçaların dizilerek bilezik haline getirilmelerini amacı da ayin veya törenlerde kullanılırken çıkarttığı seslerin töreni daha gizemli bir hale getirdiği düşünülmektedir.

Bunların yanında yine taş duvarlara çizilen hiyeroglifler de yine bilezik şekillerine rastlanmaktadır. Anadolu medeniyetlerindeki birçok topluluklarda bileziğin sadece kadın değil, erkekler tarafından da kullanıldığını göstermektedir.

Medeniyet, gün geçtikçe değişik malzemelerden bilezik üretmiştir. Ancak hiç birisi üretilen malzemenin pahalı olması diğerlerinden daha gösterişli durmasından dolayı altın bileziklerin yerini tutmamıştır.

Bronz, gümüş, cam, kuvars gibi başlıca maddeler de bilezik üretiminde sıkça kullanılmaktadır. M.Ö. 4.yy civarından itibaren bilezikler üzerinde el işçiliği de önem kazanmaya başlamıştır.

Günümüzde Türk Halkı için, düğünlerde olmazsa olmazlarından birisi olsa da, dünya çapında, sinek kovma özelliğinden tutun, el veya ayaklara takılan, üzerinde vericiler sayesinde şartlı tahliye edilmiş suçluları takip etmek için kullanılan türde bilezikler mevcuttur.