İcat edildikten sonra çok farklı alanlarda insanlığa hizmet eden Lazer, fotonları uyumlu bir huzme şeklinde oluşturulan optik kaynaklardır.

İngilizce LASER sözcüğünden dilimize girmiştir. Light Amplification by Stimulated Emission of Radiation sözcüklerinin baş harflerinden oluşan kısaltma ile adlandırılmıştır.

1917 yılında ünlü fizikçi, Albert Einstein tarafından ortaya atılan ışıma yayılmasının varlığı tezi, Lazerin de ilham kaynaklarındandır. 1960 Theodore Maiman optik frekansta lazer hareketlerini gerçekleştirmeyi başarmış ve yakut lazerin varlığını bilimsel olarak ispatlamıştır.

Bu ispattan önce 1953 yılında C.H. Townes, Microwave Amplification by Stimulated Emission and Radiation (Kamçılanmış Işıma ile Mikrodalga Yükseltici) kelimelerinden maser olarak bilinen optik düzenekler üzerindeki çalışmaları da bilinmektedir.

Çalışma prensibi olarak Lazer basitçe açıklanacak olursa, atom veya molekül enerji düzeyleri arasındaki geçişleri ile oluşan fotonlara dayanaktadır.

Sağlık olarak risk içeren lazerlerde calss olarak sınıflandırılmış 4 değişik derece bulunmaktadır. 15 mW’ın üzerindeki değere sahip lazerler göze anında zarar verebilir. 100 mW üzeri ise kibrit yakabilir ve birçok değişik yüzey üzerine yazı yazabilir.

Barkod okuma, cd ve dvd gibi ortmlara veri yazma ve okuma, göz tedavisi, değişik türde aydınlatmalar, mikro cerrahi yöntemleri içerinde de lazerden faydalanılmaktadır. Endüstride bir başka kullanım şekli ise, metalleri milimetrik olarak kesme, kaynatma gibi işlerde üstün avantajlar sağlar.

Lazer rengini farklı dalga boylarında ve değişik frekans aralıklarından elde eder. Lazerin tek yönde gitmesi, küçük dağılma açısı sayesinde taşıdığı enerjinin kolayca bir alan üzerine odaklanabilmesini sağlamaktadır.